Gürgün'ün Yanlışı
GÜRGÜN’ÜN YANLIŞI
Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman
içinde… Develer tellal iken, pireler berber iken… Ben annemin beşiğini tıngır
mıngır sallar iken… Annem düştü beşikten, ben de kaçtım evden… Ve geldim
buralara, size masal anlatmaya...
Güzel, upuzun ve sık ağaçları olan bir ormanda, “Gün”
adında, heybetli ve adaletli bir kral varmış. Ormandaki hayvanlar, bu kralı çok
severlermiş. Bu kralın birbirleriyle yaşıt, dört tane oğlu varmış. Bunlardan
biri, babası her ne kadar uyarsa da dinlemeyen, kibirli ve kendini beğenmiş bir
aslanmış. Bu sebepten de kardeşleriyle iyi anlaşamazmış. Adı da Gürgün’müş.
Gürgün, kardeşlerine “benim sesim daha gür, benim yelelerim daha gür,” diye
övünürmüş. Zaten adının yarısı, sesinin gürlüğünden geliyormuş.
Günlerden bir gün, Gürgün, göl kıyısına, oyun oynamak için
kardeşlerinin yanına gidiyormuş. Yolda bir geyik görmüş ve kovalamaya başlamış.
Geyiği kovalarken, farkında olmadan kaybolmuş. Geyik, onu ailesinin, hatta
sülalesinin olduğu bir yere getirmiş. Kalabalıktan korkan Gürgün, kamufle olup
izlemeye başlamış.
Geyikler, çok zarifmiş, çok kibarmış. Birbirlerine saygı,
sevgi gösteriyorlarmış. Birbirlerini koruyup, kolluyorlarmış.
Bir geyik, Gürgün’ü fark etmiş. Onun hayran hayran
baktığını, imrendiğini, hatta kıskandığını sezebiliyormuş. Kötü bir şey yapar,
saldırır diye de sürüsünü kolluyormuş. Bunu gizliden yapıyormuş çünkü sürüsünün
korkmasını istemiyormuş. Bu genç geyiğin boynuzları çok güzelmiş ve aynı ağaç
dallarına benziyormuş.
Çok geçmeden hiç beklenmedik bir şey olmuş ve genç geyik,
Gürgün’ün yanına gelmiş ve
“Merhaba,” demiş. Gürgün, geyiğin hiç korkmadan yanına
gelmesine çok şaşırmış. Önce “avım ağzıma geldi,” diye, onu parçalara ayırmaya
hışılanmış. Sonra da geyiğin ne diyeceğini merak etmiş. Merakı hırsını yenmiş
ve
“Merhaba,” demiş. Geyik,
“Sen kralımızın oğlu Gürgün olmalısın,” demiş. Gürgün’ün
ağzı açık kalmış. Geyiğin gözünden bir şey kaçmıyormuş. Bunu da fark etmiş ve
“Biz de bu ormanda olan bitenlerden haberdarız. Benim, senin
beşiğini sallamışlığım var. Ben Ağaç. Ben bu sürünün lideriyim. Onlar benim
sorumluluğumda,” demiş. Ve devam etmiş,
“Fidan’ı kovalıyordun, değil mi?” Gürgen bu isim meselesini
çözmüş. Hepsinin adının, bir ağaç türü olduğuna karar vermiş. Ve mutsuz bir
halde
“Kayboldum,” demiş. Geyik Ağaç, ona yardım etmiş, onu evine
götürmüş ve hiç vakit kaybetmeden geri dönmüş.
Ertesi sabah Gürgün sabah erkenden yola koyulmuş ve yine
geyiklerin yaşadığı vere gelmiş. Geyik Ağaç’a soracağı bir soru varmış. Yine
kamufle olup Geyik Ağaç’ın kendisini görmesini beklemiş. Saniyeler dakikaları
kovalamış, dakikalar saatleri… Ama ne Geyik Ağaç Gürgün’ü görmüş, ne de Gürgün
Geyik Ağaç’ı… En sonunda Gürgün dayanamamış, bir güzel kükremiş. Geyik, kuş,
böcek… ne varsa kaçmış. “Geyik Ağaç olsa kaçmazdı,” diye düşünüp Geyik Ağaç’ın
orada olmadığına karar vermiş.
Tam akasını dönmüş, gidiyormuş ki, bir de ne görsün? Geyik
Ağaç tam karşısında duruyormuş!
“Sürümü neden kaçırdın,” diye sormuş kırgın kırgın. Ve
Gürgün’ün konuşmasına fırsat bile vermeden
“Ne soracağını biliyorum,” demiş. “Onlar ne güzel
oynuyorlar, değil mi? Ama sen ve kardeşlerin neden anlaşamıyorsunuz?” Gürgün
itiraz etmemiş, sessizce “evet” anlamında başını sallamış. Geyik Ağaç devam
etmiş
“Onlar zarif, kibar, saygılı, adaletli ve merhametli
çocuklar.” Gürgün, duramamış
“Ben de öyleyim,” demiş. Geyik Ağaç
“Hayır, Gürgün, sen kibirlisin,” deyince Gürgün çok
öfkelenmiş, Geyik Ağaç’ı tek lokmada yutmuş. Ya da Gürgün öyle sanmış. Geyik
Ağaç o anda kocaman, rengârenk bir Zümrüdü Anka’ya dönüşmekteymiş! Konuşmaya başlamış
“Ben bir geyik değildim Gürgün, ben geyiğe dönüşmüş bir
Zümrüdü Anka’yım. Hep senin aklını okudum, gözümden bir şey kaçmadı. Onlar
zarif, kibar, saygılı, adaletli ve merhametli çocuklar. Sen de öylesin lakin
tek fazlalığın kibir. O kibri yakıp yok et ve hoşça kal,” deyip, uçup, gitmiş…
Gürgün, yaşadığı bu olaydan bir ders çıkarmış, bir daha
kibirlenmemiş, babasının sözünü dinlemiş, mutlu mesut yaşamışlar…
Zeynep Sare Acar
BYF-1
Yorumlar
Yorum Gönder